You do not currently have permission to view the full text for this document. Please sign in to an account with an active subscription or contact support.
Sally Potter bu filmin senaryosunu 12 Eylül 2001'de, bir önceki gün olanlara doğrudan bir tepki olarak yazmaya başladı . Ötekinin alabildiğine şeytanlaştırıldığı, o nefret dolu ortamda umudun, iyimserliğin ve aşkın filmini yapmak istiyordu. Mekân olarak kendine Londra'yı seçen Yes, filmde sadece ERKEK olarak anılan Ortadoğulu bir adamla (Simon Abkarian), KADIN olarak anılan Batılı bir kadın (Joan Allen) arasında geçen bir aşk hikâyesidir. İsimsiz olmaları yönünden, KADIN ve ERKEK kültürlerinin birer temsilcisi, siyasi vizyonun birer aracı ve Doğu ile Batı'nın arketipleri gibidirler. Ama aralarındaki duygusal ilişki onları isimsiz birer araç olmanın ötesine taşıyıp aynı zamanda birey kılar. Böylelikle siyasi olanla, kişisel olan arasında bir gerilim yaratılmış olur. Başlangıçta birbirlerine duydukları tutku ve aralarındaki çekim, her iki kahraman için de acıyı, yalnızlığı dindiren tutunacak bir dal olsa ve farklılıklarına üstün gelse de sonunda; sınıf, toplumsal cinsiyet, din, kültür ve ulusal kimlik gibi geçmişten taşınan siyasi yükler ilişkinin dışında tutulamaz. ERKEK Beyrut'a döner ve KADIN Belfast'a, ölüm döşeğindeki teyzesinin yanına gider. Potter 'ın işe ilk koyulduğunda kaleme aldığı beş dakikalık senaryo, filmin temel sahnelerinden birini oluşturmuştur. Bir yeraltı otoparkında geçen bu sahnede iki âşık arasında kişisel düzeyde var olan güç dengesizliği, Ötekinin şeytani bir düşmana indirgendiği daha genel siyasi manzarada tanık olduğumuz öfkeyi ve aşağılanmayı, hıncı ve nefreti ortaya serer. Ayrılmadan önce kahramanlar birbirlerine hakaretler yağdırırlar: “terörist', “emperyalist', “yobaz', “orospu'. Bunların hepsi de Öteki'ni küçülten, insanlıktan çıkaran klişeler ve stereotiplerdir.
Üç yapısal öğe, dil, koro ve kamera, yarattıkları biçimsel etkiyle, filmdeki hikâyeyi hayatın sıradan dünyasından çıkarıp hikâyenin özel bir mekânda, hayal gücünün dünyasında, özellikle de Doğu ile Batı'nın biri diğerinden nefret etmeksizin, biri diğerini küçümsemeksizin ve asim