You do not currently have permission to view the full text for this document. Please sign in to an account with an active subscription or contact support.
(Son hali 9 Eylül 2011'de kabul edilmiştir.)
Çok iyi bilindiği gibi, Freud psikanalizin klinik uygulamasını kültürel-kuramsal çalışmasının “verimli toprakları” olarak tarif etmişti. Bu değerlendirme, bu yazının yazarları da dahil olmak üzere, birçok psikanalist tarafından günümüze kadar paylaşılmıştır. Bu makalede bir yanda bilinçdışı düşlemlerle, öte yanda doğum öncesi tanı ile ortaya çıkan yeni olasılıklardan kaynaklanan gerçek yaşantılar arasındaki karmaşık etkileşim betimlenmektedir. Bu betimleme için kalıtsal bir hastalık olan hemofiliden muzdarip bir aileye mensup analizanın yoğun, uzun psikanalizinin raporuna başvurulmaktadır. Analistin tutma ve kapsama işlevi, bu analizanın, doğum öncesi tanı yönteminin tetiklemesiyle sağlıklı çocuğunu düşürmesi ve sonrasında hemofilik bebeğini aldırması gibi travma yaratıcı deneyimlere rağmen, başka bir hamilelik geçirecek cesarete sahip olmasını ve sağlıklı bir kız çocuğu doğurmasını sağlamıştır. Bilinçdışı düşlemlerin, doğum öncesi tanının etrafındaki çatışmaların ve travmaların klinikte yoğun olarak araştırılması sadece analizan Bayan F açısından terapötık anlamda verimli olmakla kalmamıştır. Ayrıca günümüzde doğum öncesi tanının sunduğu olanakların ayrılmaz bir parçası gibi görünen bireysel olasılıklar ve risklere dair içgörüler sağlamış ve bunların aracılığıyla tıbbi-teknik ilerlemeye dair çiftedeğerli duygulara kültürel-eleştirel bir bakış getirmiştir. Sadece psikanaliz dolayımıyla ulaşılan bu içgörüler, psikanalizin tıp doktorları, genetikçiler, etikçiler ve sağlık politikası üretenlerle çok disiplinli bir diyaloga özgün katkısını temsil etmektedir. Bu makale, “Doğum Öncesi ve Genetik Tanıbilimine Bağlı Etik İkilemler” üstüne geniş bir Avrupa Birliği (AB) araştırmasına atıfta bulunarak, böylesi bir tartişmanin uygulamalı bir örneğini sunmaktadır. Bayan F ile analizinin sonlanmasından
on altı yıl sonra bu çalışmanın bir parçası olarak psikanalitik görüşmeler yapılmıştır. Tedavinin raporuyla karşılaştırılan bu görüşmelerin özeti, sadece psikanalizin oldukça özel bireysel şartlar altındaki uzun soluklu etkilerini değil ayrica doğum öncesi tanı bağlamında verilmiş kararların kalıcı sonuçlarıyla ilgili de çarpıcı içgörüler sunmaktadır. Son olarak, bireysel vaka çalışmasının sonuçları AB araştırmasının klinik sonuçlarıyla buluşturulmakta ve doğum öncesi tanı sırasında ve sonrasında kadınların karşı karşıya kaldığı koruyucu faktörlere ve risk faktörlerine ilişkin bazı hususlar ifade edilmektedir. Makale, doğum öncesi tanı koyucular ve hastalarıyla yeni bir diyaloğa girmek bakımindan özellikle bilinçdışı düşlemler ve çatışmalarla başa çıkma konusundaki yeterlilikleri ve travma yaşamış hastalarla ilgilenirken gösterdikleri üstün profesyonellikleriyle psikanalistler için ilgi çekici olacaktır