You do not currently have permission to view the full text for this document. Please sign in to an account with an active subscription or contact support.
Ancak bireyin derinliklerini sarsan bir sinema hakiki bir siyasi sinema olabilir.
Tutku psikanalitik bir terim değildir ve metapsikoloji içinde yer almaz. Tanımlayıcı bir terim olmakla beraber, aşk hayatında bir aşırılık söz konusu olduğunda, psikanaliz yazılarında tutkuya rastlıyoruz. Freud da aşkın halet-i ruhiyesini psikozla ilişkilendirirken tutkudan söz eder ve “benlik libidosunun nesne üzerine taştığının; tutkunun bastırmaları ortadan kaldırma gücüne sahip olduğunun ve kısmi dürtüleri yeniden işe soktuğunun” (1914. s. 100) altını çizer. Winnicott (1963) da kapsanmayı bekleyen ilkel ıstırap ve arkaik kaygılardan söz ederken tutku düzlemindeki bu taşma halinin altını çizer. Nagisa Oşima'nın Duyu İmparatorluğu filmi,2 yönetmenin diğer birçok filmi gibi dikkati çeker zira filmlerinde tutku merkezi bir konudur, hatta tutku neredeyse daimi zihinsel bir meşguliyettir. Yönetmenin filmleri tekrarlayan bir biçimde seks ve cinayetten söz eder, merkezinde de tutkunun esiri olmuş kişi ve durumlar vardır.
Japonca adı Aşk Denen Boğa Güreşi anlamına gelen film, bir otelde hizmetçilik yapan (eski fahişe) geyşa Sada ile otelin patronu Kişizo arasındaki tutkulu aşk üzerine. 1936'da Japonya'da yaşanmış gerçek bir olaya dayanan bu hikâye trajik bir sonla biter: Sada âşığını boğarak öldürür, cinsel organını