You do not currently have permission to view the full text for this document. Please sign in to an account with an active subscription or contact support.
Hasta sanki canlanıp sayfadan fırlayacakmışçasına yazılmış bu büyüleyici ve dokunaklı klinik makaleyi tartışmaya davet edilmek bir ayrıcalık. Analizanın, analizden geçmeye karar verdiği andan -muazzam bir kaygı içinde, ruhsal değişime doğru bir süreci başlatma ihtimaliyle yineleme zorlantısının hapishanesine gerisin geri düşmek arasında ince bir çizgide olduğu o andan- yıllar sonra içsel olarak dönüşmüş halde analizi bitirmeye karar verişine kadar uzanan yol bütünüyle inandırıcı. Ve en iyi klinik raporlarda hep olduğu gibi, okur düşünme, hayal etme, soru sorma enerjisini hemen içinde hissediyor.
Hastanın ilk görüşmeye getirdiği ana soru -ki bu çözülemeyen bir ikilem olarak deneyimlenmekteydi- tedavi sürecinde baştan sona (hatta bir karara varıldıktan sonra bile) etkin oluyor. Çünkü bu soru hastanın birincil özdeşleşimlerini ve iç nesneleriyle olan ilişkilerini en temel düzeyde içeriyor: “Partnerimle birlikte bir bebek sahibi mi olmalıyım (à deux, iki kişi birlikte, yani aslında sadece partneriyle değil, herhangi bir partnerle anlamında, yani bekâr annesiyle olan özdeşleşimini ortadan kaldırarak); yoksa ondan ayrılmalı mıyım (olgun bir heteroseksüelliğe doğru attığı hâlen istikrarsız olan adımlardan vazgeçip, sonsuza kadar annesinin partneri kalarak)?
Analize girmeye karar verdiği anda (Lila Hoïjman bu kararı dış gerçeklikte yeni bir nesne seçmek, kendisi-annesi çiftine göre bir üçüncü olacak bir nesne seçmek şeklinde kavramsallaştırır), paylaşılan bir düşlemin, yani dayak atan bir babanın bulunmadığı, ideal alışılmadık aile düşleminin sorgulanmasını