You do not currently have permission to view the full text for this document. Please sign in to an account with an active subscription or contact support.
Kan damarının en içteki tabakasına “intima” denir. O zaman yakınlık bir diğerinin en içine ulaşmak mıdır? Yakınlık “iki kişinin -düşünce, duygulanım ve davranış ifadeleriyle- tüm seviyelerde tam iletişim kurmaya çabaladığı bir süreç” midir? (Hatfield, 1982, s. 271, italikler eklenmiştir). Klein (1975) bunun bir kimera olduğunu belirtir: Nitekim “anneyle doyumlu bir erken dönem ilişkisi, anne ve bebeğin bilinçdışlarının yakın temasını gerektirir” (s. 301), ancak bu tam bir iletişimi içermez. Yaşamın ilerleyen dönemlerinde, “samimi olduğumuz birine düşüncelerimizi ve hislerimizi ifade etmeyi severiz, [fakat] sözsüz bir anlayışa, yani anneyle en erken ilişkiye yönelik doyumsuz bir özlem kalır. Bu özlem yalnızlık hissine katkıda bulunur ve telafisi mümkün olmayan kayıpların depresif hislerinden kaynaklanır” (1975, s. 301, italikler eklenmiştir). Yakınlık anlayış ve sevgi içinde birleşmeyi, kayıp ve yalnızlığı da kabul etmeyi içerir. Bu kombinasyon olmadığında, yakınlık engellenecektir. Biz yakınlığı bir durum değil bir hareket, füzyon değil bir dans olarak tahayyül ediyoruz. Klein gibi, biz de yakınlığın bebeklikte inşa edildiğini düşünüyoruz. O halde anneyle bebek arasındaki yakınlık dansı pürüzlü ve ahenksiz olursa ne olur? Bu durum çocuğun duygulanım, anlama ve diğer melekelerinin gelişimini nasıl etkiler? Biz çocuk psikanalisti ve araştırmacı