You do not currently have permission to view the full text for this document. Please sign in to an account with an active subscription or contact support.
16 Ağustos 2016’da yayına kabul edilmiştir.
Bu makalede Freud'un bilinçdışı düşlemi hastanın iç dünyasına erişmek için bir araç olarak keşfetmesinden başlayarak Melanie Klein ve takipçilerinden bazılarının çalışmalarında bu kavramın nasıl evrim gösterdiği ele alınmaktadır. Freud, düşlemi birincil süreç işleyişi tarafından yönetilen arzu gerçekleştirme hayali olarak görüp gerçeklik sınamasından ayrı tutarken Klein, düşlemlere zihinsel yaşamın yapısal bir işlevi ve örgütleyicisi olarak yaklaşmaktadır. En başından itibaren, düşlemler nesne ilişkileri içermekte ve ilkel bedene yakın deneyimlerden imgelere ve simgesel temsillere doğru yavaş yavaş gelişim göstermektedir. Klein, özellikle yansıtmacı özdeşleşim kavramıyla bilinçdışı düşlemlerin iletişime yönelik işlevini öngörmektedir. Düşlemler, simgeselleştirme süreçlerinin temelinde yer almakla birlikte karmaşık savunmaya yönelik işlemlerin hizmetine de konulabilmektedir. Bu çalışmada, düşlem kavramının S. Isaacs'in katkıları, W. R. Bion ve R. Money-Kyrle tarafından ortaya konulan düşünme kuramları ve Hanna Segal'in simgeleştirme ve onarımla ilgili düşüncelerinden “bütün durum” olarak aktarım ve karşıaktarım anlayışı da dahil olmak üzere R. Britton, J. Steiner ve diğerlerine uzanan evrimsel gelişimi izlenmektedir. Freud'la temas noktaları, özellikle de “birincil düşlemler” kavramıyla bağlantılı bulunmaktadır. Bilinçdışı düşlemlerin iletimi ve iletişimsel potansiyeli düşüncesinin bu yazarların bilinçdışı düşlemlerin hem iç dünyanın koordinatlarını belirlediği hem de öznelliklerarası ilişkilerin matrisini biçimlendirip yansıttığı görüşünü destekleyecek biçimde dürtü kuramının tekbenci kökenlerinin üstesinden gelmesini sağladığı düşünülmektedir.