You do not currently have permission to view the full text for this document. Please sign in to an account with an active subscription or contact support.
Analiz dışından -antropolojik, sosyolojik veya tarihi- bir bakış açısıyla, örneğin Françoise Héritier (1996-2012) ve diğer birçoğunun çalışmaları doğrultusunda bakıldığında1 “dişil” kelimesi, insan topluluğunun içinde yer alan asimetrik kuvvetler arasındaki müzmin ve henüz tamamlanmamış bir mücadelenin hikâyesini anlatır. Başından itibaren pek çok tahakküm, sömürü ve istismar türünün kaynağında sadece asimetrik değil, aynı zamanda hiyerarşik bir ilişki yaratan ve kadınların altta bulunduğu temel bir erkek/kadın iş bölümü yer alır. Héritier'ye göre en nihayetinde asıl mesele, her zaman kadın bedeninin ve üreme kapasitesinin kontrolü için süren mücadele olmuştur. Denklemin bu öğesini tek başına ele almak durumu basite indirgemek olsa da, etkili doğum kontrol yöntemleri ve doğurganlığın kontrolü etrafındaki mücadele görece yakın bir zamanda aşikâr hale getirdiğinden beri bu mesele, hikâyenin şüphesiz sürekli ve gizli bir faktörü olmuştur. Bu henüz 20-30 yıllık yeni bir hikâyedir; o halde bu hikâyenin, erkek ve kadının yeri ve rolü, toplumsal cinsiyet kimliğinin doğası ve cinselliğin çoklu biçimleriyle ilgili hızlı ve rahatsız edici değişimleri ortaya koymak ve geçmiş yılların gayet basit ayrımlarını ısrarla sorgulamak suretiyle baskın ideolojiye meydan okuması şaşırtıcı değildir.
Örneğin, Freud'un 1908'de ne yazabildiğini düşünün:
Eğer kendimizi bedensel varoluşumuzdan sıyırabilsek ve bu dünyanın işlerini
Page 1yeni bir gözle tamamen düşünen varlıklar olarak, örneğin başka bir gezegenden görebilseydik başka bakımlardan bu denli benzeşen insanlarda aralarındaki farkı bu denli açık dış belirtilerle vurgulayan iki cinsiyet bulunması kadar hiçbir şey dikkatimizi şiddetle çekmezdi. (1908, s. 211-212 [2006, s. 177])
Eğer Freud bedensel varoluşunu günümüzde sürdürebilseydi, cinsiyetler ara