You do not currently have permission to view the full text for this document. Please sign in to an account with an active subscription or contact support.
Otuz yaşındaydı, fakat bol ve renksiz giysilerle sarmalanmış kıvrımsız bedeniyle beceriksiz, küçük bir kız gibi görünüyordu. Bir geleceği olmadığını düşünüyordu, mesleki yaşamı tekdüzeydi, evliliği sözcüklerin ve darbelerin şiddetiyle miadını dolduruyordu. Alkolde boğduğu zararlı ve takıntılı bir kaygı ile dolup taşıyordu -“kötü bir anne” olma korkusu.
En büyük kız çocuğu olarak, arzularının canlılığı ve başarılarının parlaklığıyla tüm alanı işgal eden turp gibi üç küçük oğlan doğurmaktan görünürde memnun olan annesini tatmin edemediğini düşünmüştü. Bu erkek kalabalığının içinde kaybolan Hanna, baştan çıkarıcı ve şehvetli karısı tarafından kıskançlıkla korunan, orada olmayan ve heyecan verici bir babaya tutunmuştu. Bununla birlikte kendisini ne zaman umutsuz ve tehdit altında hissetse baba hep oradaymış: Eğer onu kurtaracak biri varsa, bu kişi babaymış!
Hanna, seanslarını acımasızca öz-suçlamayla dolu sonsuz bir yakınma alanı gibi, sabit bir yer olarak kullandı. Günlük sefaletine sıkı sıkıya bağlanmış görünüyordu ve rüyaları bile hayatının sefi gerçekliğiyle uyumluydu -karanlık, yapışkan, bulanık: Mazoşizmin her yere nüfuz eden bir ifadesi hatta gösterişli bir teşhiri aktarımın başını çekiyordu.