You do not currently have permission to view the full text for this document. Please sign in to an account with an active subscription or contact support.
Uluslararası Psikanaliz Yıllığı'nın “Modern Zamanlarda Dişil ve Oidipus” başlıklı 12. sayısıyla okurlarımıza merhaba diyoruz. Bu sayının son hazırlıkları tüm dünyayı etkisi altına alan COVID-19 salgını yüzünden evlere çekildiğimiz, psikanalitik çalışmanın öncekinden farklı bir çerçeve içerisinde nasıl hayatta kalabileceğini keşfedip buna uyum sağlamaya çalıştığımız bir dönemde gerçekleşti. Dış gerçekliğin dayattığı koşullar analist-analizan çiftini travma yaratan ortak bir gerçeklik içinde buluşturdu ve analitik ilişkinin dengesini sarstı. Ölümcül bir hastalığın varlığıyla birlikte aynı mekânda - analiz evinde bulunamama durumu farklı seviyelerde deneyimlenen kayıp duygularına, kaygı ve korkulara yol açtı. Hızlı bir değişikliğe maruz kalan analitik ilişkinin kapsama özelliği, analistin içsel çerçevesi, dış kurumsal çerçeve ve bireysel/grup süpervizyonları, destek grupları gibi üst-kapsayan işlevi gören oluşumlarla desteklendi. Çevrimiçi platformlarda gerçekleştirilen bilimsel etkinlikler ve yayınlar sayesinde travmanın kesintiye uğrattığı düşünce süreçlerinin yeniden etkin kılınması için alan açılmış oldu. İçinde bulunduğumuz durum ve sonrasının kuramsal-klinik alandaki etki ve sonuçları üzerine düşünüyor ve anlamlandırmaya çalışıyoruz.
Freud'un yazılarını incelediğimizde, 100 yıl önce gerçekleşen İspanyol gribinin büyük bir yer kaplamadığını fark ederiz: Süregiden Dünya Savaşı'na kıyasla pandemi Freud için ikincil bir öneme sahip gibidir. Bununla birlikte, Freud'un salgın sırasında yanında olamadığı ve birkaç gün içinde kaybettiği büyük kızı Sophie'nin ölümü ile üç sene sonrasında torunu Heinerle'nin erken ölümü onu yas ve melakoli üzerine olan kavramlaştırmasını yeniden düşündürecek şekilde etkiler. Sophie'nin yaşamış olsaydı 36. yaş gününde Ludwig Biswanger'e yazdığı mektupta Freud şöyle der: