You do not currently have permission to view the full text for this document. Please sign in to an account with an active subscription or contact support.
1895 yazında benimle ve ailemle çok dostça ilişkisi olan bir genç hanıma ruh çözümsel sağaltım uyguluyordum. Böyle karışık bir ilişkinin bir hekimde, özellikle de bir ruhsağaltıcıda (psikoterapist) pek çok rahatsız edici duygunun kaynağı olabileceği kolayca anlaşılacaktır. Hekimin kişisel ilişkisi ne kadar fazlaysa otoritesi o denli az olacağından, herhangi bir hata, hastanın ailesiyle köklü dostluğunu tehdit edecektir. Bu sağaltım kısmi bir başarı ile sonuçlandı; hasta histerik ankisiyetesinden kurtuldu ama tüm bedensel belirtileri yok olmadı. Bu sırada henüz aklımda histerik bir hastalık öyküsünün sonunda kapandığını gösteren ölçüler açısından tam bir berraklık yoktu ve hastaya kabul etmeye isteksiz göründüğü bir çözüm önerdim. Tam bu uzlaşmazlık içindeyken yaz tatili için sağaltımı kestik. Bir gün genç bir meslektaşım, hastam Irma ve ailesiyle onların kır evinde kalan en eski arkadaşlarımdan biri, ziyaretime geldi. Irma'yı nasıl bulduğunu sordum; o da, “Daha iyi ama tam iyi değil.” diye yanıtladı. Arkadaşım Otto'nun sözcüklerinin ya da ses tonunun beni rahatsız ettiğinin bilincindeydim. O sözlerde hastaya çok şey vaat ettiğim biçiminde bir sitem bulunduğunu sanıyordum ya da ister doğru ister yanlış Otto'nun bana karşıt olmasını hastanın buna göre sağaltıma hiçbir zaman güvenmemiş olan akrabalarının etkisine bağlıyordum. Ancak benim bu hoş olmayan izlenimlerim o kadar açık seçik değildi ve hiçbir şey belli edemedim. Aynı akşam kendimi haklı çıkarmak için Dr.M'ye (o sıralar bizim çevremizin önde gelen kişilerinden biri olan ortak bir dost) vermek üzere Irma'nın hastalık öyküsünü yazdım. O gece (ya da büyük