You do not currently have permission to view the full text for this document. Please sign in to an account with an active subscription or contact support.
Tüm geleneklerde anne çocuğuna, onu yapılandıracak olan çok sayıda mesaj aktarır. Bunlar arasında, simgesel ittifaklar ve tahsislerin işleyişi içinde yer alan, baba tarafına, ailevi, grupsal ve toplumsal aidiyetine ilişkin mesajlar bulunur. İki ek görev de bu anneye verilir: yalnızca, babanın soy zincirine kaydolacak olan bir çocuk yapmak değil, ayrıca bir de bu çocuğa kendi baba tarafının değerlerini ve tabiri caizse, esas olarak kendi tarihöncesinin babasını ve bu şekilde de kendi benlik-idealini göstermek.
Böylesi bir görev, böyle bir anneye emanet edilmişse, bu her şeyden önce evli bir kadın olmasındandır. Analitik literatürde bu statüden nispeten az söz edilir. Kadınsıdan, kadınlıktan, kadın cinselliğinden, arkaik, çılgın, ödipal vb. anneden dem vurulur ancak, o da kazara değilse, annenin evli bir kadın olarak statüsü pek az incelenmiştir. Burada evli(lik), takas, simgesel işaret ve geçiş töreninin eşlik ettiği bir birleşme, bir kontrat anlamındadır. Bu anne, önce babanın karısı olması ve birleşmeye girdiği andan itibaren de babaya bir çocuk yapma ve bu çocuğa tarihini, şeceresini ve kökenlerini gösterme gibi çifte bir buyruğa tabi olması nedeniyle mesaj taşıyıcı rolünü üstlenecektir.1 Freudcu terimlerle, kökenleri hatırlatmak ilkel babanın öldürülmesine kadar çıkmak demektir. Şu ünlü cümleyi herkes hatırlar: “insanlar, bir tarihte ilkel bir babaya sahip olduklarını ve onu öldürdüklerini hep bilmişlerdir.”
O halde mesaj taşıyıcı anne rolü, hem bireysel hem de kolektif bir kültürötesi ve tarihötesi suçluluğun oluşturulması için kavramsal düzeyde