You do not currently have permission to view the full text for this document. Please sign in to an account with an active subscription or contact support.
Tutum, davranış ve giderek benlik algısını biçimleyen toplumsal olarak belirlenmiş rollerin gücü, özellikle kadınlık ve erkeklik durumlarında açıkça ortaya çıkmaktadır. Cinsiyet rolleri, toplumsallaşma süreci boyunca modeli taklit, mükâfat-ceza gibi yöntemlerle ve aile, okul, arkadaş çevresi, kitle iletişim araçları gibi aracılar ile öğrenilir. Biyolojik arkaplan reddedilemez ise de toplumsal cinsiyetçi işbölümü ve buna bağlı cinsiyetçi hiyerarşi, özellikle ve öncelikle ataerkil düzeni üreten ve yeniden üreten norm ve değerlerin, roller aracılığıyla her iki cinsiyete dayatılması ve/veya benimsetilmesiyle sağlanır.
Kökeni toplumsal veya biyolojik cinsiyetler arası farklılıklar değil, egemen sisteme bağlı olarak bu farklılıklardan değerler hiyerarşisi üretilmesidir cinsiyetlerin eşitsizliğini yaratan. Şematik bir yaklaşımla yinelersek, ataerkil toplumda erkeğin statüsü kadınınkine üstün olduğu için, erkekliğe ait değerler yüceltilirken kadınlığa ait değerler küçümsenmektedir. Bu bağlamda toplumsal hiyerarşide yükselmek isteyen/durumunda kalan kadınların erkek değerlerini içselleştirmesi ve erkeksileşmesi kaçınılmaz görünmektedir. Nitekim aynı cinsiyetçi hiyerarşinin bir yansıması olarak ‘erkek gibi kadın’ deyimi hâlâ bir övgü anlamını taşımakta; ‘kadın gibi erkek’ deyimi ise hakaret izlenimi uyandırmayı yaygınlıkla sürdürmektedir. Yapılan araştırmalarda iki