You do not currently have permission to view the full text for this document. Please sign in to an account with an active subscription or contact support.
Bir İngiliz atasözü “Merak kediyi öldürür” der. Merak belki kediyi öldürür, ama şurası kesindir ki klinisyeni yaşatır. Klinisyen neden sorusunu soran olmalıdır. Neden sorusu elbette bir anlam sorusudur. Anlam yalnızca felsefi bir soru değildir. Bir klinik sorudur aynı zamanda ve öyle olmalıdır. Hipokrat'tan beri tıbbi uygulamanın yapısı tanı, etiyolojik kuram ve tedavi üçgenine dayanır. Tıbbi yapının kolonlarıdır bunlar. Kolonları birbirine bağlayan kirişler de elbette anlam bağlarıdır. Bir klinisyen gördüğü, saptadığı semptomların anlamını sorgulamalıdır. Böylece tanı, etiyolojik kuram ve tedavi yaklaşımı bir anlamsal bütünlük içinde ele alınabilir. Ancak günümüz psikiyatrisinde gözlenen DSM gibi “ateorik” yaklaşımlar, anlam bağları olan kirişleri ortadan kaldırmakta ve yapının dinamiğini bozmaktadırlar.
Oysa, psikanaliz bir anlam uğraşı olarak tanımlar kendini. Psikanalist de iflah olmaz bir soru sorucudur. Psikanaliste ne anlatıldığı önemlidir elbette. Ama onun analizanla ilgili olarak sorduğu asıl soru şudur: “Neden anlatıyor bunları ve neden bana anlatıyor?” Çünkü ne anlatıldığı kadar, neden ve kime anlatıldığı da önemlidir. İşte anlam bu soruların yanıtıdır. Burada analizan-analist ilişkisini, anlatan-dinleyen olarak ele aldığımızda tüm anlamın bu ikili durumdan, ikili ilişkiden çıktığını görmüş oluruz. Dinleyen olduğu için anlatılmaktadır. Diğer bir deyişle söylemi yapılandıran dinleyendir. Dinleyen yapı bozucu (déconstructeur) değil yapılandırıcıdır.
Burada Umberto Eco'nun Daniel Pennac ve Bernard Fauconnier'nin de katıldığı bir söyleşide, yazar-okur ilişkisi konusunda dile getirdiklerini anımsayalım.1 Eco, okumanın, metnin yapılanışındaki temel unsur