You do not currently have permission to view the full text for this document. Please sign in to an account with an active subscription or contact support.
S. Freud 1922'de psikanaliz sözcüğü için ansiklopediye gönderdiği tanımda onu başka türlü erişilemeyen ruhsal süreçlere ulaşabilmek için kullanılan bir teknik, bu tekniği kullanarak yapılan bir tedavi yöntemi ve bu teknik ve yöntemden elde edilen bilgi birikimi ile oluşturulacak bir bilim dalı olarak tanımlamıştır. Ancak burada dikkat edilmesi gereken Freud'un psikanaliz için üç ayrı tanım vermediği, bu üç unsurun birlikte psikanalizi tanımladığıdır. Yani teknik, yöntem ve bilgi birikimi bir sacayağı oluştururlar ve psikanaliz bunların bütününün tanımıdır.
Bu saptama ülkemizde psikanalizin neden geç geliştiğine bir açıklama getirebileceği gibi bundan sonraki gelişimi için de yol gösterici olabilir. Türkiye'de psikanaliz, insan ruhsallığı üzerine sağladığı bilgi birikimi ile gerek sağlık ve insanbilimleri alanlarında akademik çevrelere, gerek kültürün çeşitli alanlarına yaygın olarak ulaşmıştır. Psikanalizin kuramsal yapısını tanıtan kitaplar yayınlanmış, tıp ve insanbilimleri öğretimi yapılan kurumlarda psikanaliz kuramına gönderme yapılması alışılmış hale gelmiş, dahası bazı psikanalitik terim ve kavramlar günlük dilde kullanılır olmuştur. Yani “insan ruhsallığı üzerine bir bilgi olarak” psikanaliz yıllar önce gelmiştir ülkemize. Ancak bütün bunların ülkemizde psikanalizin gelişimini sağlamadığı ortadadır. Bu demektir ki, onun yalnızca kuramsal olan, bilgi birikimi olan yanı psikanalizi “temsil etmeye” yetmemiştir. Tanımda yer alan üç unsurdan yalnızca birinin olması onun eksik ve o nedenle kısır kalmasına neden olmuştur.
Psikanalizin sağlam bir kuramsal yapısı vardır. Bu yapı onu diğer insanbilimleriyle birlikte aynı kuramsal tartışma platformuna taşır. Öte yandan psikanaliz insan üzerine birçok şey söyler. İnsanın içinde oluştuğu ve oluşturduğu kültürel yapı, yarattığı ve yaratıldığı aile, din