You do not currently have permission to view the full text for this document. Please sign in to an account with an active subscription or contact support.
Psikanaliz Yazıları'nın bu sayısını sınır kavramına ayırdık. Sınır öncelikle psikanalitik psikopatoloji yapılanması içerisinde belirgin bir yapıya işaret etmesine rağmen kelime olarak bize çok şey düşündürttü… Sınırı aşmak, sınırda kalmak, sınırları zorlamak, sınır kapıları, sınır ötesi, sınırsızlık… Sadece psikanaliz değil hayatımızın her anında bu kavramla karşılaşmaktayız. O zaman bu çağrışımlardan hareketle bir sayı hazırlamak kaçınılmazdı.
Borderline kavramını ilk olarak M. Hughes 1884'de “Alienist and Neurologist” adlı makalesinde “deliliğin sınır durumu” olarak kullanmıştır. Ama o dönemde ihtiyaç duyulan bir kavrama karşılık gelmediğinden kısa sürede de unutulup gitmiştir. Günlük pratiğimizde biz psikanalistlerin neredeyse “günlük ekmeğimiz” bu psikopatolojideki kişilerden oluşmaktadır. S. Freud'un hemen ölümünün ardından iki Amerikalı psikanalist Adolf Stern ve Victor Eisenstein psikotik olmayan ama analiz de edilemeyen hastalarla yaptıkları çalışmalarıyla sınır yapıların anlaşılmasına katkıda bulundular. 1967-1971 yılları arasında Freudcu metapsikolojiye bağlı kalarak Amerika ve Fransa'da sınır kişilik kavramı ağırlık kazandı. S. Freud için tipik hastalar nasıl histerikse, çağdaş psikanalistler içinde sınır kişiler artık tipik hastalar olup çalışmalarımızın merkezindedir. Psikanaliz Yazıları’nın bu dosyasını psikanalistlerin yeniden düşünmesine, kuramlarını gözden geçirip zenginleştirmesine neden olan bu kişilik yapılarına ayırdık. Keyifli okumalar.
TEVFİKA TUNABOYLU-İKİZ