You do not currently have permission to view the full text for this document. Please sign in to an account with an active subscription or contact support.
Annelik sorunu anneyi bir özne olarak kattığımız andan itibaren daha karmaşık bir hale gelir. Psikanalizde özne; psikolojik bir özne değildir ve bilinçdışına gönderme yaptığımızda asıl anlamına kavuşur. Bu terimi bir kavram mertebesine eriştiren Jacques Lacan'dır. Özne ve öznellik kavramı Jacques Derrida, Helene Cixous gibi post-strüktüralistlerin ve Jean Laplanche, Julia Kristeva gibi psikanalistlerin yapıtlarında önemli bir yer tutar. Lacan imgesel bir kurgu olan ve yabancılaştırıcı özdeşimlerin ürünü olan benlik (ego) ile sadece simgesel düzeyde yaklaşılabilen özne arasında bir ayrım yapar. Lacan Freud'un bilinçdışı arzusundan hareket ederken Freudcu'dur ama bilinçdışını dilin çerçevesinde konumlayarak yeniden yorumlamış olur. O zaman bölünmüş bir özneden söz etmek mümkündür, bu bölünme de dilden veya gösterenlerden kaynaklanır. Bu gösterenleri öznenin kendisi yaratmaz. Bunlar onun doğumundan önce de varolurlar ve öznenin ötesinde kalan bir söylemden kaynaklanırlar. Özne bunlara analiz sırasında sahip çıkabilir veya çıkamaz.
Jean Laplanche annenin çocukla ilişkisini nitelendirmek için kullandığı “gösteren” terimine farklı bir anlam yükler. Anne çocuğuna bakım verirken ona “gizemli gösterenler iletir. Annenin cinselliği bu gösterenlere cinsel bir anlam yükler. Ama çocuk buluğ çağından evvel cinsel tasarımlara sahip olmadığından, bunları anlamlandıramaz. Fakat bu mesajlar anne için de gizemlidirler. Çünkü kendisi de çocuğuna bakım verirken kendinde etkin olan bastırılmış çocuksu cinselliğine ve bilinçdışı fantezilerine erişemez. Freud şöyle der: “Çocuğun bakımından sorumlu bir kişiyle olan ilişkisi bitmek tükenmek bilmeyen bir cinsel heyecan kaynağıdır ve erotojenik bölgelerinden doyum sağlar.