You do not currently have permission to view the full text for this document. Please sign in to an account with an active subscription or contact support.
Geçtiğimiz günlerde, yüksek tirajlı bir günlük gazete “okurlarının gündelik hayatta karşılaştığı etik sorunlara cevap aramak” amacıyla “Etik servisi”ni okurlarının hizmetine sunduğunu müjdeliyordu. Gazetenin daha sonraki sayılannda izleyebildiğim kadarıyla “okurların gündelik hayatta karşılaştığı etik soru(n)lar”ın başlıcaları şunlardı:
Eski sevgili ile görüşmek etik midir?
Gazeteleri internette bedava okumak etik midir?
Kıskançlığın ne kadarı etiktir?
Ölen kişiye verilmiş sözü tutmamak etik midir?
Kitabı ders için fotokopiyle çoğaltmak etik midir?
Sorular bu şekilde sıralanırken, servisten sorumlu gazeteci de her soruyu değişik açılardan ele alıp tartışarak doğru yolu bulmaya çalışmakta ve okurlara etik konusunda yeni ufuklar açmaktadır. Örneğin bu şekilde, “kuyruktaki müşterinin yerini yeni gelene vermesi etik midir?” sorusuna verilen cevap sayesinde okur “kuyruk etiği” (queue ethics) diye bir etiğin varlığından haberdar olmaktadır. Kavramların bu şekilde kendi bağlamlarından koparılarak başka coğrafyalara taşınmaları kapsama alanlarının genişlemesine, ama genişlediği oranda da anlamlarının seyrelerek belirsizleşmesine ve bir yerden sonra kaybolmasına ya da tam tersi anlamlar yüklenmesiyle sonuçlanmaktadır. Etik teriminin böyle bir işleme maruz kalması ise son derece anlamlıdır; gündelik yaşamın sıradan doğru ve yanlışlarının etik olarak nitelenmesi kavramın özgün boyutunu ortadan kaldırmaktadır. Etiğin yer aldığı bağlamlara göz atıldığında, bunların bireyin kişisel alanından çok disiplinlerin alanıyla ilgili olduğu görülür: tıp etiği, bilimsel araştırma etiği, biyoetik, vb. Bu anlamda bireyin kişisel değerlerinden öte, neredeyse “kurumsal” bir değer sistemi söz konusudur. O halde iki birey arasındaki eşitsiz ilişki aracılığıyla tedavi yöntemi olarak da tanımlayabileceğimiz bir