You do not currently have permission to view the full text for this document. Please sign in to an account with an active subscription or contact support.
Alman yazınbilimci Joseph Vogl “Tereddüt Üzerine” adlı yapıtının ilk bölümünde Sigmund Freud'un Michelangelo'nun Musa yontusu üzerine yaptığı yorumu ele alır. 1914 tarihli yazısında Freud, Papa II. Julius'un mezarı için yapılan bu yontuya son derece temkinli yaklaşmış ve bir sanat uzmanı olmadığını ve bu konuda bir amatör olarak kabul edilmesi gerektiğini söylemiştir. Ancak Freud ondan beklenen bir tavırla, kendisini büyüleyen bu başyapıtın anlatması gereken şeyi, tam da anlatmadığı yerde aramıştır.
“Michelangelo'nun Musa'sı”, Mısır'dan çıkışa gönderme yapmasına, yani Musa'nın halkına kızgınlığını, taşıdığı iki levhayı kırıp halkının arasına dalarak onları cezalandırmasını anlatmasına karşın gerçekten, Freud'un de saptadığı gibi yontuda bu öfkenin, bu hareketin izi bile yoktur. Sanki donmuş bir andadır. Sanki “Musa'yı öfke patlamasından, yerinden sıçrayışından ve cezalandırma davranışından hemen önce yakalamayı başaran dinamik bir an, fırtına öncesinin gerginliğinde ketlenmiş bir devinim”1 söz konusudur. Eylemden önceki belki de o çok kısa tereddüt anı.
Peki neden? Neden bu yapıt bir tereddüt anını ortaya koymaktadır? Çünkü Musa, Tanrı'nın haklı öfkesini dile getirmeye çalışırken, bu öfke yasayla çatışmaya girmektedir. Yasa levhalarını kırmakla, onu engelleyen yasa arasında bir anlık tereddüt. Musa'nın çoktanrıcı bir kültürden yola çıktığını anımsamak tereddüdünü bir ölçüde açıklayabilir. O bir değişimin zorunluluğunu hissetmektedir. Bir kültürden diğerine geçişin zorluğunu ve tereddüdünü.
Burada Joseph Vogl'un tereddüt sistemi olarak tanımladığının yani “birbirini motive eden ve bloke eden zıt güçler, algıyla aksiyon arasında