You do not currently have permission to view the full text for this document. Please sign in to an account with an active subscription or contact support.
Winnicott'un yapıtına göz attığımızda, çalışmalarını temel bir kavramsal eksen etrafında tanımlamak zordur. Örneğin, Freudcu kurama bilinçdışı arzuyla savunma arasındaki çatışma ekseninden ve cinsellik kuramından hareketle yaklaşabiliriz. Buna karşılık Winnicott'un yapıtında temel bir eksen yerine, kavramsal adacıklardan söz etmek mümkündür. Ama bu kuramsal konum onun çalışmalarını daha az değerli kılmaz. Tam tersine klinik deneyimin yüreğinden doğan zengin bir metapsikolojik hazine oluşturur.
Winnicott üzerine hazırladığımız bu dosyaya önsöz olarak seçeceğim konu; geçiş nesneleri olacaktır. Çocukluktan yetişkinliğe uzanan gelişimsel süreklilikte, nesne kullanımının kilit işlevini ortaya koyarak hayata ve yaşama dair bir boyutu, yaratıcılığı vurgulamak istiyorum. Çocuğun dört, altı, sekiz, on iki aylar etrafında ilk kez kendiliği dışında bir nesneyi -yastık, bez parçası, çarşafının bir ucu veya tüylü bir oyuncak- keşfetmesi, anneden ayrışma sürecinde önemli bir aşamaya karşılık gelir. Nesne her ne kadar “ben olmayanı” ve dışarıya ait bir şeyi temsil etse de, çocuk nesnenin kendiliğin bir parçası olduğuna dair bir yanılsama içindedir. Bu anlamda ilginç bir paradoks ortaya çıkar. Nesne içerde mi, dışarıda mıdır, yoksa hem içerde, hem dışarıda mıdır, ya da her ikisinin sınırında mıdır? Winnicott geçiş nesnesini ilk sahip olunulan şeklinde tanımlar. Ama burada asıl kayda değer olan çocuğun bizzat spontan olarak ve kendi girişimiyle nesneyi keşfetmesi, yaratmasıdır. Böylelikle anneden ayrışma sürecinde yaşadığı depresif kaygıya karşı, keşfettiği bu nesne aracılığıyla kendisini sakinleştirebilir, yatıştırabilir. Her ne kadar geçiş nesnesini olanaklı kılan birincil nesnenin niteliklerinin içselleştirilmesiyse de, burada anlamlı olan çocuğun kendi öznelliğini devreye koyan dışarıya, nesneye ait deneyimidir. Çocuğun keşfettiği geçiş nesnesi, daha ileriki evrelerde oyun