You do not currently have permission to view the full text for this document. Please sign in to an account with an active subscription or contact support.
Tarihi sorgulamak ne bireyler ne toplumlar ne de bilimler için kolaydır. Çünkü geçmişten her zaman zenginlikler, açılımlar, doğrular miras olarak kalmaz, yoksulluklar, kısıtlamalar ve yanlışlar da kalır. O nedenle geçmişini kabullenmek, ona sahip çıkmak ama onu ileriye de götürmek bir aşkınlık eşiğidir. Bu aşkınlık eşiğine ancak tarihin tüm unsurlarını eleştirel bir gözle görmek ve geçmişle bağı koparmadan günümüz için yepyeni önermelerde bulunabilmekle ulaşılabilir.
Sigmund Freud psikanalizi keşfederken tam da bu aşkınlığa ulaşmıştır. Klinik uygulamasına hipnozla başlamış, ancak onun sınırlılıklarını fark ettiğinde yeni bir tedavi yöntemi arayışına girmekten çekinmemiştir. Geçmiş deneyimini tümüyle reddetmemiş, hipnotik tedavinin “güncel sorunların kökeninde geçmişin travmalarının yattığı” şeklindeki yaklaşımını kabullenmekle kalmamış uygulamada da divanı ondan miras almıştır. Ancak Freud hipnotik uygulamanın en önemli öğelerinden biri olan telkini reddetmiş ve onun yerine farklı bir yöntemi “serbest çağrışımı” önermiştir. Çünkü Freud hipnozun ve telkinin kısıtlı ve kısa süreli etkisini görmüş ve onun yerine daha zor, ancak sorunların kökenine ulaşabilen yeni bir yöntem bulmuştur. Freud psikanalitik tekniğe ayırdığı yazılarında analitik yöntemi altına, telkini ise bakıra benzetmiş ve tüm psikanalistleri çalışmaları sırasında bakırın altının saflığını tehlikeye düşürebileceği konusunda uyarmıştır1. Dahası psikanalistlerin, Mikelanj’ın verdiği örnekten yola çıkarak ressam değil heykeltıraş olmaları gerektiğini, yani bir şeyler katmak (yani telkinde bulunmak) yerine bir şeyleri çıkarmak (yani analiz etmek) uğraşı içinde