You do not currently have permission to view the full text for this document. Please sign in to an account with an active subscription or contact support.
Psikanaliz bireyin tarihiyle ilgilenir. Psikanaliz seanslarını güncelle (actuel) eskil (archaique) arasında gidiş gelişlerin yaşandığı bir zaman-mekân olarak görmek yanlış olmayacaktır. O nedenle tarihi yalnızca tarihçilere bırakmaya hiç niyeti yoktur psikanalistlerin. Zaten farklı bilim, uğraşı veya meslek alanlarının yalnızca o alanın uzmanlarını değil herkesi ilgilendirdiğini günümüzde hemen herkes kabul etmektedir. Ayrıca, tüm bilim, uğraşı ve mesleklerin birbiriyle ne denli girift bir ilişki kurdukları artık bilindiğine göre, zaten o alanın uzmanlarının da bu tür savlara itiraz etmeyecekleri beklenir. İtiraz ettiklerinde ise bu bir yandan uğraşı alanlarının gelişiminin evrelerini yani geçmişini inkâr etmeleri anlamına gelecek, bir yandan da kendilerini kapalı bir kuramsal-uygulama alanına hapsetmiş olacaklardır.
O nedenle tarih yalnızca tarihçilere bırakılamaz. Zaten tarih bilimi hakkındaki görüşler de hemen tüm bilimler için olduğu gibi sürekli bir değişim içinde olmuş ve bu değişimler başka bilim dallarının katkılarıyla ortaya çıkmıştır. Ünlü tarihbilimci Georg G. Iggers, ondokuzuncu yüzyıla kadar tarih yazımının klasik Yunan antikçağının büyük tarihçilerine uzanan bir gelenek üzerinde yükseldiğini belirtir. Ona göre daha sonra edebi tarih anlatımından bilimsel tarihe geçiş söz konusu olmuş ve özellikle Alman tarihçi Leopold von Ranke'den sonra bilimsel yönelim ağır basmaya başlamıştır. Ancak yine de eski tarih yaklaşımına hemen sırt çevrilmemiştir. Şöyle der Iggers: “… tarihsel anlatı görgül olarak gerçekliği kanıtlanmış olgu ve olaylardan yola çıkarken, bunları tutarlı bir anlatıya dönüştürmek üzere zorunlu olarak hayali adımlar atılmasını gerektirir. Bu nedenle kurgusal bir unsurun bütün tarihsel söyleme girmesi kaçınılmazdır.”1