You do not currently have permission to view the full text for this document. Please sign in to an account with an active subscription or contact support.
Psikanaliz Yazıları'nın bu sayısını “Ergenlik”e yani bebeklikten, yetişkinliğe uzanan yaşam yolundaki önemli bir gelişim dönemine ayırdık. Ergenlik “duygusal çalkantının”1 yoğun olduğu, değişimlerin hızlı ve çok fazla olduğu bir dönem. Bu çalkantılı dönemde ergenler bir yandan dinamizmleri, idealizmleri, her şeyi tüm dünyayı değiştirebileceklerine dair hissettikleri güçleriyle yetişkinleri büyülerken, bir yandan da giriştikleri riskli davranışlarıyla kaygıya boğmayı başarırlar. İçsel çatışmalarıyla baş edebilmek için düşüncenin yerine eylemi koymak, eyleme dökmek sıklıkla başvurdukları bir yöntemdir. Karar vermek, anlamak zordur ne kadarının bu gelişim dönemine has bir deneyimleme, ne kadarının da patolojik bir duruma işaret ettiğine. Ancak gözlemlemek, misilleme yapmadan dayanmak, anlama, dinleme çabasını bırakmadan var olmaya devam etmek esastır. Ergenler ancak bu sayede özgürleşebilir.
Bu gelişim sürecinde ergen yeniye kucak açıp, büyümeye gelişmeye doğru adım mı atacaktır, yoksa bildik, tanıdık olandan vazgeçemeyip, büyümeye, değişime direnç mi gösterecektir? İnisiyatif alıp hayatını kurma yolunda mı ilerleyecektir, yoksa engellenerek gelişim sürecini durdurup, dondurmaya mı çalışacaktır? Büyümek, gelişmek için bir şeyleri geride bırakabilmek gerekliyse, ergenlikte geride bırakılanlar, düşlemde öldürülenler de anne babalardır. Yani ergenin yıkıcılığını ve nefret duygusunu yaratıcılığın, farklılaşmanın hizmetinde dönüştürüp, gerçekliğin ve kendi özgün kimliğinin inşasında kullanabilmesi gereklidir. Ancak bu şekilde ergen farklılaşıp, kendi kimliğini bulabilir. Umut edilen hem ergenlerin, hem de anne babaların