You do not currently have permission to view the full text for this document. Please sign in to an account with an active subscription or contact support.
Wilfred Ruprecht Bion; Freud, Melanie Klein, Winnicott ve Lacan gibi özgün bir düşünceye sahip olağandışı analistlerin arasında yerini almakla birlikte, bu analistlere göre de farklı bir konumdadır. Bu büyük düşünürler arasında hiç bu kadar yaşamöyküsel bilgilerini açıklıkla ve samimiyetle ortaya koyan bir başka analist yoktur. Bion'un düşüncesi ve kuramı; yaşamındaki acıları, hüznü ve umutsuzluğuyla yoğrulmuştur. Francesca Bion eşinin ölümünden 15 yıl sonra, yani 1994'de, Toronto ve Montreal'da verdiği konferanslarda özgün düşünürlerin yapıtlarını incelemeden evvel, hangi yaşam deneyimlerinin kişiliklerinde iz bıraktıklarını bilmenin ne denli önemli olduğunu belirtir. Hele bu bilgileri aktaran bizzat analistin kendisi olunca, bu büsbütün değerli bir hale gelir. Bion yaşamının ilk elli yılını kapsayan The Long Week-end ve All My Sins Remembered adlı yaşamöyküsel kitaplarını yazarken, kendisine dair “hakiki olanı” (truthful) iletmek istediğini ifade eder. Başka bir tarihsel dönemde ve coğrafyada, Jean-Jacques Rousseau da İtiraflar adlı kitabında kendine ilişkin hakikati iletmeyi hedeflediğini belirtmişti. Bu anlamda, Bion'un yaşamöyküsel metinlerinde hakikati merkezi bir yere konumlaması, bunları bir nevi itiraflara da dönüştürmektedir.
Françoise Dolto, Jacques Lacan’ı, kendi çocukluğu hakkında hiçbir şey yazmamış olduğu için eleştirmişti. Dolto, Winnicott gibi, psikanalize pediatriden gelen bir analistti. Bir psikanalistin kendi düşüncesine ayna tutabilecek yaşamının kilit anlarının, özellikle çocukluğun ve çocuksunun izlerine yer vermemesi, Dolto açısından anlaşılamaz bir durumdu. Eğer Lacan kendi kişiliğinde iz bırakmış olayları ve acılı