You do not currently have permission to view the full text for this document. Please sign in to an account with an active subscription or contact support.
Psikanalist bir çevirmen midir? Bu benzetme kışkırtıcı bir sorudur. Tabii öncelikle başka bir soruya yanıt bulmak gerekir. Çevirmen bir dili ötekine, bir yazarı okuyuculara, bir konuşmacıyı dinleyicilere çevirirken analist neyi neye, kimi kime çevirmektedir? Analistin, analizanın bilinçdışının ön bilince ve bilince çıkan filizlerini bilincin diline çevirerek doğrudan olmasa bile dolaylı olarak bilinçdışına ulaşılabildiği ve birincil sürece ait olan anlaşılmaz dili ikincil sürecin diline çevirerek anlaşılır hale getirdiği söylenebilir. Yani bir çeviri işidir onunki de. Öte yandan analistin yansızlığıyla “yeminli çevirmenlerin” durumu arasında da benzerlik kurulabilir. Nasıl ki çevirmen bir mesleki zorunlulukla özgün metne/konuşmaya bağlı kalmalıysa, analist de psikanalitik etik gereği analizanın söyleminin tüm unsurlarına karşı şaşmaz bir tarafsızlık içinde olmalıdır. Oysa bu hiç de kolay değildir. Çünkü bu uğraş sırasında analistin kendi öteki dili, yani bilinçdışı da devreye girecektir. Yani eğer çalışması bir çeviri olarak kabul edilse bile bu onun ruhsallığının derinliklerinin etkilerinden muaf olmayacaktır. Psikanalistin çalışmasındaki sınırları belirleyen de zaten budur. Çevirmen için de aynı zorluklar söz konusu değil midir? Onun aralarında çeviri yaptığı diller hakkındaki bilgisinin derecesi de devreye girecek ve çalışmasının niteliğini ve sınırlarını belirleyecektir.
Eğer çevirmense, nasıl bir çevirmendir psikanalist? Yazılı çevirmen olmadığı muhakkaktır da, sözlü çeviriyi ardıl mı yoksa eş zamanlı mı yapmaktadır? Analist analizanın söylemine sözcük sözcüğüne yanıt vermediğine göre, onun uğraşının art zamanlı çeviriye benzediği düşünülebilir. Analistin, analizanın söylemindeki bilinçdışı unsurların izini takip edip bunları yorum olarak ona aktardığını düşünürsek, burada bir