You do not currently have permission to view the full text for this document. Please sign in to an account with an active subscription or contact support.
Bu yazıyı hazırlamak oldukça zor oldu. Amacım işin mutfağına “sonradan gelen” olma deneyimini paylaşmaktı fakat bunu yazıya dökmek hiç kolay olmadı. Çünkü oldukça kişisel bir yazı hazırlamak durumundaydım. Aklıma üşüşen dergili anılar arasında (çocukken iki üç kişi başlatıp sonra tüm çocuklar arasında ışık hızıyla yayılan dergi çıkartma oyunumuz mesela, ya da lisede ciddi mesai harcadığımız düzenli çıkartmak için ne çok uğraştığımız okul dergileri…) yazının, derginin ve dergiciliğin anlamlarını düşünmeye başladım ve bu düşünceler arasında kaybolup gittim. Sonra kendimi hayatımda çokça yer etmiş bir başka derginin; Defter'in sayfalarının arasında buldum. Onun bir sayısında Işık Ergüden “Yazma Duyguları” isimli bir yazı yazmış ve orada yazmayı yara bere içinde kalmayı göze almayı gerektiren bir kovalamaca olarak tanımlamış. Yazma eylemi için de şöyle demiş: “yazma bunalımı, düşünülen tasarlananla kağıda dökülen arasındaki uzaklıktır… Yazarken yaşadıklarının ağırlığı altında acı çeker yazar ve gözlemci olmaktan kurtulmak için seçtiği yazma eylemi ile daha sancılı bir uzaklığın boşluğuna yuvarlanır. ….düşünülenle yazılanın aynılaşamayacağını bile bile seslerin ve sözlerin ardından girilen bu engelli koşuda gerçekleşecek olan güzellik değil, yazarın varoluşudur; güzel olan eylemin kendisidir.”1
Dergiler, özellikle de bazıları, yazıyı hatırlatan, ama onu sürekliliği içinde hatırlatan, hayatta tutan alanlardır, sanki daha büyük metinlerin ilk filizlendikleri oyun bahçeleri, meraklandıran, yeni düşüncelerin tohumlarının atıldığı yerlerdir. Psikanaliz Yazıları da çıktığı günlerden itibaren bu dergilerden biri olarak hayatımda yerini almış, dönüp dönüp