You do not currently have permission to view the full text for this document. Please sign in to an account with an active subscription or contact support.
“Benim çocukluk anılarım yok. Öyküm, aşağı yukarı on iki yaşıma kadar bir iki satırla özetlenebilir; babamı dört yaşında yitirdim, annemi altı.”1 Psikanalizin yaşamının hemen tümüne eşlik ettiği Georges Perec'e aittir bu satırlar.
Haziran 1940'da babası savaşın hemen başında cephede ölür. Bir yıl sonra annesi yaşamını kurtarmak için oğlunu Kızıl Haç treni ile Villard-de-Lans'daki bir yatılı yuvaya gönderir. Kendisi ise kısa bir süre sonra Auscwitch kampına gönderilir ve orada ölür. Mezarı bile olmayacaktır. 1945'de halası ve eniştesi onu evlat edinir. Ancak sorunlu bir çocuktur ve evden kaçar. Bu kaçış, 1940'ların sonlarına doğru, ünlü psikanalist François Dolto ile uzunca bir psikoterapi yapmasına yol açar. Psikanalizle ilk karşılaşmasıdır bu. Daha sonra genç erişkinlik döneminde, 1956-1957 yılları arasında kaygıları ve ketlenmeleri onu bir başka ünlü psikanalist Michel de M'Uzan'a götürür. Ne var ki, bu analiz kısa süreli olacaktır.
Georges Perec üzerine çalışmalarıyla tanınan Claude Burgelin, Perec'in yazarlık yolculuğuna psikanalizin baştan sona eşlik ettiğini söyler. Döneminin en ünlü psikanalistleri dinlemiştir Perec'i. Burgelin şöyle der: “Onun metinlerinin büyük bölümü analize getirilmiş soru ve yanıtlar olarak da okunabilir, kenar notları, düşünce filizleri olarak… Belki de Perec o dönemin psikanalizle bu denli mayalanan tek önemli yazarıdır. Ama psikanalizin önerdiği kurallara ve kafeslere gönderme yapmadan düşünme ve hissetme özgürlüğünü koruyarak. Sezgi, ahenk ve doğru uzaklığı en basit terimle oluşturma sanatı Perec'in belirgin niteliğiyse eğer, bu niteliklerin yalnızca ona özgü olan saygı, hafif alay, keskin duyarlılıkla harmanlanması analiz sayesinde gerçekleştirebilmiştir.”2