You do not currently have permission to view the full text for this document. Please sign in to an account with an active subscription or contact support.
Oedipus'un öyküsünü, bu defa, salt bireysel bir anlatı olarak değil, Oedipus'un da parçası olduğu bir toplum ve tarih bağlamında, mitin bireysel odağını birazcık kolektif olana kaydırarak yeniden okuyalım.
Oedipus: Şehrin her yanında günlük dumanları tütüyor, iniltiler, dualar yankılanıyor.
Bu durumun nedenini iyice anlayabilmek için, haberciler göndermedim, tuttum kendim geldim buraya, bendeniz herkesin yakından tanıdığı Oedipus.
Rahip: Ey ülkemizin efendisi Oedipus! Görüyorsun her yaştan insan geldik burada sunağının önünde diz çöktük.
Buradakiler, kanatlarını açıp uzaklara uçamayanlar ve beli bükülmüş yaşlılar. (…)
Senin de gördüğün gibi şehir, ölümcül fırtınalardan başını kaldıramıyor; bir yandan toprakta olgunlaşan ürünler, öbür taraftan otlaktaki sürüler ölüyor, kadınlar çocuk doğuramıyor.
Geldi çöktü şehrin üzerine bir tanrı; sıtmanın alevini saçtı her yana, korkunç bir veba.
Bu yüzden Kadmos'un şehri boşaldı, karanlık Hades iniltilerle, ağıtlarla doldu.
Bu yüzden ben ve bu çocuklar burada oturduk sana yakarıyoruz.
Oedipus: Hepiniz her ne kadar acı çekseniz de hiçbiriniz benim hissettiğim acıyı bilemezsiniz.