You do not currently have permission to view the full text for this document. Please sign in to an account with an active subscription or contact support.
Psikanalist olmak ve elbette psikanalist olarak kalmak bir sürekli çabaysa eğer bunun hiç de yalnız bir çaba olmadığı açıktır. “Psikanalitik yetkinleşme” sürecindeki bir analistin izlediği olguları yetkinleştirici bir analistle paylaşması onun yetişme sürecinin vazgeçilmez unsurlarındandır.1 Ancak analistlerin böyle bir zorunluluk olmadığında da analizanlarından sözlü ya da yazılı sunumlarında söz ettiklerine sıklıkla rastlıyoruz. Bu paylaşımın karşı aktarımın yoğunluğunu azaltma etkisi vardır şüphesiz. Ama her şeyi, elbette etik sınırlar içinde, bir üçüncüyle paylaşabilirim demek aslında psikanalitik ikili uğraşta üçüncünün her zaman var olduğunu da kabullenmek demektir. Bu ilk vazgeçiştir ve elbette özne oluşun ilksel vazgeçişlerine gönderme yapar. Ancak yine de psikanalistler için analizanlarından söz etmek zordur.
Fransız gazeteci Violaine de Montclos cesur bir çabaya girişir; on yedi psikanalistten “Yeğledikleri hastaları”nı2 anlatmalarını ister. Burada analistler niteliksel bir seçim yapmak zorundadırlar; yeğledikleri yani belki en sevdikleri/sevmedikleri, en unutamadıkları ve şüphesiz çalışmaktan en çok /en az keyif aldıkları analizanlarından söz etmelidirler. Psikanalist olmak serüveninde yirmi yılı geride bırakan bir psikanalist olarak aralarında Bernard Golse, Gérard Bonnet, Roland Gori gibi hayli