You do not currently have permission to view the full text for this document. Please sign in to an account with an active subscription or contact support.
Seçmek sözcüğü eski Türkçe kökeninde “ayırmak, düğüm çözmek” demektir. Öyleyse seçim yapmak aslında bir düğüm çözme işidir. Ancak psikanaliz söz konusu olduğunda seçim konusu hayli karışık bir sorun haline gelir.
Serbest çağrışım yani bilinçli seçim yapmadan konuşmak psikanalizin temel kuralıdır. Bu bir kuraldır elbette ama dirençlerin araya girmesiyle serbest çağrışım kuralı ne denli seçilmemiş bir söylem yaratır bu her zaman sorgulanmıştır. O nedenle analizanın analiste aktardıklarını belli bir seçime tabi tuttuğu her zaman öne sürülebilir. Analistin de analizanın söylediklerini bilinçli dikkatle değil dalgalı dikkatle dinlemesi, yani seçmeden dinlemesi gerekmektedir. Oysa onun da ne denli yansız bir dinleme yaptığı tartışılabilir. Yani konuşmanın ve dinlemenin bir ölçüde seçimli olması analitik sürecin unsurlarından biri olacaktır. Öte yandan bilinçli seçimlerin bile ne kadar bilinçli oldukları tartışmaya açıktır. Çünkü hem analizanın hem de analistin bilinçdışları bu seçimleri etkileyen unsur olarak devreye girecektir.
Öte yandan analizanın analistini seçtiğini ve analistin de bu seçime onay verdiğini, yani analizanın analitik çalışma isteğini kabul ettiğini söyleyebiliriz. Burada da seçimlerin bilinçli unsurlara dayandığı düşünülse de bilinçdışı unsurların olası etkisi yadsınamaz. Öyleyse her seçimde yani düğüm çözmek çabasında bilinçli öğelerin yanı sıra bilinçdışı öğeler de yer alacak ve bu da, eğer bir analiz söz konusu ise analitik sürecin temel sorunsallarından biri olarak ortaya çıkacaktır.
Politik seçimler söz konusu olduğunda ise politikacılar söylevleriyle oy isterler seçmenlerden. Oy sözcüğünün eski Türkçe “ses” demek olduğunu bildiğimize göre seçmen seçimiyle politikacının söylevine/söylemine sesle yanıt verir diyebiliriz. Söylev/söylem karşısında