You do not currently have permission to view the full text for this document. Please sign in to an account with an active subscription or contact support.
Bu yıl Psikanaliz Yazıları'nın yayın hayatına başlamasının yirminci yılı. 2000 yılı aynı zamanda Düşlerin Yorumu'nun yayımlanmasının yüzüncü yılı idi. Buradan hareketle Psikanaliz Yazıları'nın ilk sayının dosya konusu da “Yüzyıl Sonra Düş ve Düşlerin Yorumu” olarak belirlenmişti. Psikanaliz Yazıları yirmi yaşında ve yeni yaşının ilk sayısının dosya konusu yine düşler. Yirmi yılın ardından düşler konusuna yeniden bir ziyaret!
Düş görürken kendi gerçekliğimize daha yakınız. Bir rolü oynamaya olan ihtiyacımız daha az ve bu nedenle duygularımız, çatışmalarımız ve dürtülerimizi düşlerde ifade etmek için daha fazla bir özgürlük alanımız var. Freud düşü bilinçdışına giden kral yolu olarak adlandırırken, Horney “kendi hakikatimize giden kral yolu” olarak ifade etmişti. Jung ise düşün düş görenin iç gerçekliğini olduğu gibi sunduğunu ileri sürer ama şunu da ekler: “İç gerçekliği olduğu gibi, bizim olduğunu sandığımız gibi değil.”1
Düşler öznel olarak deneyimlenir. Aynı zamanda da nesnel bir karaktere sahiptir; düşler zihnimizi içe doğru yönlendirmekten kaynaklanır.
Düş düşünceleri resim yapmaya benzer bir ifade biçimiyle kendini görünür kılar. Bir sanat eserine benzetirsek resimlerde bir şey ifade etme girişimidir. Birçok düş belirli çatışmalardan doğar ve belirli çözümleri tasarımlar.
Düşün tasarımında kullanılan materyal tümüyle olmasa da, çoğu görsel özellikteki durumlar ve duyusal imgelerden oluşur2; keza uyanıklık düşüncesinde anlamı belirleyen dilin yapılarından yoksundur. Anlam,