You do not currently have permission to view the full text for this document. Please sign in to an account with an active subscription or contact support.
Psikanaliz geçmişe bakar, geçmişi yeniden değerlendirmeyi amaçlar; bunu yaparken de görüneni değil görünmeyeni dolayısıyla kişinin geçmişini, önceki kuşaklarını ve ailesini merak eder. Psikanalizin doğuşu da her bebeğin doğumu gibi bir aile ortamına olmuştur. Ruhsal gelişimde çevre ve ailenin önemi tartışılmaz, Psikanaliz Yazıları'nın kuramcılara ayrılan sayıları psikanaliz ailesini tanıtmak arzusunu da taşır aynı zamanda.
En önemli psikanalitik modelleri geliştiren kuramcılar genellikle ıstıraplı ruhsal dünyaları ve karmaşık kişilikleri yanında parlak ve yaratıcıdırlar da. Psikanalitik kuramın ve kliniğin derinlikleriyle uğraşmak, sarp yollarında kararlılıkla seyretmek kolaylıkla olmuyor, gidilecek yere rahatlıkla varılamıyor kuşkusuz. Anlama ve iyileştirme arzusuna neredeyse hep bir yaradan, yitikten, eksiklikten, çatışmadan, acıdan başlanarak, bütün bunların içinden geçilerek ulaşılıyor. Yaralar insani acıyı anlamanın ilhamı olduğu kadar aynı zamanda kör noktaların ve sapmaların da kaynağı olabiliyor. Bir fikrin ve kuramın doğuşu ve gelişimi nasıl çeşitli aşamalardan geçer, başka fikirlerle ilişkilenir, zamanla kimilerinden uzaklaşırsa, bu süreçler içinde yer alan yaratıcı kuramcıların yolları da birbiriyle kesişip, birbirinin gelişimini beslediği kadar ayrılıkları ve çatışmaları da içeriyor.
Jung'un, Ferenczi'yi Freud'la tanıştırdıktan bir süre sonra Freud'la yolları ayrılmıştı. Bu tanışmanın ardından Freud'un Ferenczi ile Fliess'le olduğuna benzer üretken, yaratıcı ve aynı zamanda sevginin yanında zaman zaman çatışmanın da bulunduğu bir ilişkisi oldu. Sadece teorik paylaşımların ve tartışmaların değil öncelikle yoldaşlık ve dostluğun belirleyici olduğu bu ilişki 1908'den Ferenczi'nin öldüğü 1933 yılına kadar sürdü; farklı kentlerde yaşayan bu iki analistin defalarca bir araya gelmeleri yanında aralarında bilinen en az 1246 mektuplaşma