You do not currently have permission to view the full text for this document. Please sign in to an account with an active subscription or contact support.
Psikoz, ruh sağlığı tarihinin olduğu kadar, “delilik” kavramı içerisinde insanlık tarihinin de ilgi, merak ve hatta korku konusu olmuştur. Bu kısa giriş yazısında “delilik” kavramını tarih içerisinde ayrıntılarıyla ele alacak konumda değiliz ancak bu kavramı daha özelleştirilmiş bir kapsam içerisinde, psikoz başlığı altında, psikanaliz tarihi içinde incelemeye çalışacağız.
Freud'un daha psikanalizi resmen keşfetmesinden yıllar önce psikozun kliniği ile ilgilenmeye başladığını biliyoruz. Freud, ruhsallık içerisinde yer alan pek çok konuya, rüyalar gibi, yalnızca bir klinisyen hekim olarak değil, arkasında yatan gizemlere büyük ilgi duyan bir antropolog, hatta yer yer bir gizemci edasıyla yaklaşmıştır. Hem Rüyaların Yorumu’nun birinci cildinde, hem de Giriş Konferansları’nın rüyalar ile ilgili bölümünde, tarihin çok eski çağlarından bu yana insanların bu konulara duyduğu ilgiyi dile getirmiştir. Freud'un açıkça dile getirdiği şekliyle rüyalar ve aynı düşünce zincirini takip edecek olursak psikoz gibi yoğun regresif süreçler, simgeleştirme sayesinde insanların üzerinde hemfikir olduğu dış gerçekliğin sınırlarının ötesinde, derin ruhsallığa ait izlenimler vermektedirler. Bu izlenimler, ruhsal kökenlerimize dair daha dolaysız deneyimler sunduğu müddetçe gizemciliğin ve hatta teolojinin alanına girmişlerdir. İçkin bir deneyim olarak varoluşumuzun (hem ruhsal, hem de fiziksel; bu iki kategorinin belli bir perspektifte bu kadar net ayrıştırılamadığını da hatırlatarak) yapı taşlarını oluşturan ruhsal olgular bir bakıma “öbür âlem” ile ilişkilendirilmiştir. Bu nedenle rüyalar konusu gibi, psikoz konusuyla da uğraşırken insanoğlunun adını kolaylıkla telaffuz etmekten kaçındığı, korku ve merakın birbirine karıştığı bir alana el atmaktayız.
Psikoz konusuna bu denli temkinli bir yaklaşım, psikanaliz tarihi içinde de kendini göstermiştir. Freud'un erken klinik deneyimlerinde psikozların (o dönemki adlarıyla, Kraepelin'in Dementia Praecox ile paranoya gibi klinik olgular) önemli bir