You do not currently have permission to view the full text for this document. Please sign in to an account with an active subscription or contact support.
Barselona, bu 1962 Haziran’ında XXIII. Latin Dilleri Konuşan Psikanalistler Kongresi'ne ev sahipliği yapıyor. Şehir, yaşadıkları Avrupa şehirlerinden kaçmış olan psikanalistleri, güzel şiddetiyle ağırlıyordu. Etkinliği kutlama kapsamında, davetlilere bir boğa güreşi gösterisi sunuldu.
Arkadaşlarımın ısrarlarıyla ve yoğun tereddütlerimi aşarak, ne ile karşılaşacağımı kestirmenin zor olduğu bu daveti kabul ediyorum.
Şüphesiz ifade edeceklerimin, dostlarımın da aralarında bulunduğu meslektaşlarımda büyük bir öfke yaratacağını biliyorum; nasıl derler, boğa güreşi tutkunu eski ya da yeni dostlarımda. Bu nedenle, gördüklerimi mümkün olduğunca kuru bir şekilde anlatacağım.
Çok açık renkte kumlu bir zemin ve onu çevreleyen rengarenk tribünler. Üstümüzde gökyüzü, hava da öyle güzel ki o gün.
Bir bekleyiş, bir sessizlik hayalimde. Sonra hatıralar canlanıyor. Ardından kör edici bir ışıkta, hangarın kapısı açılıyor; irice koyu renk bir varlık, hızla arenanın ortasına geliyor. Duran hayvan, bir boğa. Sinirli bir şekilde ayağını yere sürtüyor, kafasını kaldırıyor, kendi etrafında bir iki kez dönüyor; kafasını gökyüzüne doğru kaldırıyor, sonunda dikkatli bir bakışla büyük çölü fark ediyor. Ve koca hayvan, belki de hiçbir şey anlamadan bekliyor da bekliyor, ta ki gösterişli biri onunla karşılaşmaya gelinceye dek… İşte matador denen kişi: Sırt ve bel koruması güçlendirilmiş kıyafeti, kalça ve basenlerini iyice saran, ışıltılı ve göğsünde de altınlı kostümüyle orada.