You do not currently have permission to view the full text for this document. Please sign in to an account with an active subscription or contact support.
Çocukluğumuzun ilk yıllarında başımıza gelenleri hatırlamaya çalışırsak, sıklıkla başkalarından duyduklarımızı, kendi tanık olduklarımızdan türeyen ve zaten bizim olanlarla karıştırdığımızı görürüz. Bu söz, Goethe’nin altmış yaşında yazmaya başladığı hayatı hakkındaki anlatının [Dichtung Und Wahrheit]** ilk sayfalarından birinde bulunur. Öncesinde sadece, “28 Ağustos 1749’da öğlen vakti saat tam on ikiyi vurduğunda gerçekleşen” doğumu hakkında bazı bilgiler vardır. Yıldızlar lehine bir kavuşum içindedir ve hayatta kalmasının nedeni belki de budur çünkü dünyaya geldiğinde “ölü gibidir” ve ancak büyük çabalardan sonra hayata döndürülmüştür. Bunu evin ve çocukların -o ve küçük kız kardeşinin- oynamayı en çok sevdiği yerin kısa bir tarifi takip eder. Ancak, bundan sonra Goethe aslında, “çocukluğun ilk yıllarına” (dört yaşına kadar olan yıllara?) atfedilebilecek ve kendi korunmuş anısı gibi görünen tek bir olayı anlatır aslında.
Şöyle anlatır: “Ve sokağımızda yaşayan üç erkek kardeş (von Ochsenstein soyismiyle) bana çok düşkündüler; onlar rahmetli sulh yargıcının yetim oğullarıydı ve bana ilgi gösterirlerdi ve benimle türlü şekilde alay ederlerdi.“