You do not currently have permission to view the full text for this document. Please sign in to an account with an active subscription or contact support.
Sesinde ne var biliyor musun?
Söyleyemediğin sözcükler var.
Temeli dinleme üzerine kurulu psikanalizin “ses” ile ilişkisi temkinli başlamış bir ilişkidir. Psikanalizin kuruluş hikâyesinde içeriyi anlamanın odağını, bakıştan bir anlamda “özgürleştirerek” dinlemeye çeken Freud için ses, müzik ve müzikalite, hep biraz mesafeli, “gözlerini, kulaklarını kaçırdığı” bir yerde kalır.
Örneğin Fliess ile mektuplaşmalarında Freud, Lipps'in ruhsal yaşamın temel olguları üzerine kitabından övgüyle bahseder. Ancak, Lipps'in ruhsallık, temsil, arzu, haz, bilinçdışından gelen itkiler gibi konuları işlediği bölümlerden sonra, ruhsallığı içsel ritmler üzerinden tanımladığı ve empatinin temellerine ilgisiyle müziğin psikolojik estetiğine duyduğu ilgiyi ilişkilendirdiği “Ses ilişkileri” ile ilgili bölüme geldiğinde takıldığını ve durduğunu yazar. Bu konuya dair ne temel bir bilgisi ne de ilgisi vardır.2
Michelangelo'nun Musa’sında da Freud yine benzer bir deneyimden bahseder ve bir sanat eserinden keyif alabilmek için üzerindeki etkisinin neye bağlı olduğunu açıklayabilmesi gerektiğini söyler. Bunu yapamadığında -ki müzikte durum böyledirhaz alamadığını, içindeki rasyonel ve belki de analitik aklın bu anlayamama haline isyan ettiğini anlatır.3